Başkalarının Hayatı…

Bize biz olduğumuz söylendiğinden beri başkaları var… Sen, sen olduğunu fark ettiğinden beri, başkaları…

Senden gayri, sen olmayan yani, diğerleri…. Anne kadar yakın, baba kadar güçlü, sevgili kadar anlamlı, dost kadar özlenen, düşman kadar istenmeyen… Hepsi; başkaları…

En yakınında ki ya da en uzağında ki, kim olursa olsun hayatını şekillendiren, hayatına yön veren, senden hariç ama senin hayatında ki, başkaları…

Biz kendi kimliğimizi fark ettiğimizde ya da daha doğrusu fark ettiğimizi sandığımız günden beri filmin baş rolündeyiz. Tüm dünya etrafımızda dönüyor, evet ama yalnız değiliz değil mi? Yan roller var, figüranlar…

Film uzun, film kimileri için sıkıcı ama asla tek düze değil. Tek kişilik bir oyun büyük performans ister. Biliyoruz ki bunun için çoğumuzun yeteneği yok! Yeteneği olanları zaten tarih yazar. Tek başına… Adı bilinir, şanı duyulur… Başkalarına rağmen, kendileri olabilen tek kişilik kahramanlardır onlar, herkesin harcı değildir başkalarına rağmen kendi hayatını oynamak. Çok az kişiye nasip olur, böylesi bir meydan okuma ve altından kalkmak…

Bize döneyim efendim; sıradan insanoğluna yani… Adını bile başkalarının koyduğu bir canlı olarak ne kadar kendi olabilir ki insan? Nasıl konuşacağı, nasıl giyineceği ve nihayet nasıl yaşayacağı başkaları tarafından öğretilen bir insanoğlu…

Cinsiyetini, ülkeni, aileni sen seçemedikten sonra adını kendin koysan ne anlamı olacak değil mi? Senin üstüne düşen, sana biçilen elbisenin içine uymak. Emekleyerek yürümeyi, heceleyerek konuşmayı öğrenmek… Vaktiyle memeden kesilip, katı gıdalara geçmek.

Aileni seçemediğin bir dünya da okulunu, öğretmenini seçeceğini düşünmüş olamazdın herhalde! Ya da sıra arkadaşını kendin seçtiğini mi sanıyorsun? Bunlara takılmana gerek yok, çarpım tablosunu ezberlemen yeterli…

Hepsi çocukluk tabi ki, ben mübalağa ediyorum. Çocuk aklınla sana “seç” deseler sanki seçebilecek misin? Çocukluğa vermek hayatı, en güzeli… Ama ne mümkün! Büyüyorsun….

Adına aşk dedikleri şey hiç ummadığın yerde mesela vuruveriyor seni, senin gibi bir çoklarını vurduğu gibi. Geceler uzuyor birdenbire, aynalarda daha önce hiç vakit geçirmediğin kadar vakit geçiriyorsun. Ama heyhat, hayat senin değil başkalarının hayatı! Sen paylaşmak istiyorsun içindeki bu coşkuyu, başkaları sana bunun doğrusunun nasıl olması gerektiğini anlatmaya başlıyor. Aşkın sende yarattığı heyecanlar, başkalarının anlattıkları ile sıradanlaşıyor.

Hep olması gerekenler diziliyor önüne başkaları tarafından. Ya da olmaması gerekenler hatırlatılıyor sürekli… Sen büyüdüğünü ya da öğrendiğini sanıyorsun; başkaları sana daha hiç bir şey bilmediğini ya da yanlış bildiğini hatırlatıyor sürekli…

Sonra, onların istediği ama senin kendi sandığın bir hayata sımsıkı sarılıyorsun. Sahipleniyorsun daha da acısı… Başkalarına karşı, başkalarının sana layık gördüğü hayatı savunuyorsun. Başkalarına rağmen…

başkası

Başkalarının takdir ettiği gibi bir iş sahibi oluyorsun, başkalarını beğendiği gibi giyiniyor, başkalarının onay verdiği şekilde davranıyorsun… Başkalarının hayran olduğu bir eşin varsa mesela ne mutlu sana… Neden somurtuyorsun o zaman? Sende hiç bir şeyin kıymetini bilmiyorsun!

Başkaları senin kötülüğünü istemiyor tabi ki. Çünkü baştan söylediğim gibi, başkaları sen hariç herkes. Yani annen, baban, kardeşin, eşin… Hepsi senin iyiliğini istiyor, şüphe yok. Ama zaten bende doğru veya yanlış olandan değil, sana ait olandan bahsediyorum!

Dürüst olalım… Hayatta verdiğimiz kararların, attığımız adımların ya da seçtiğimiz yolların doğruluğunu hep bir cevap anahtarı ile teyit etmek güdüsü var içimizde. Kimilerimiz bunu umursamayabilir, ne mutlu onlara. Ama dedim ya; biz sıradan insancıklar bunu umursuyoruz… Umursamak ne kelime bir çoğumuz bunun için yaşıyoruz. Dost ya da düşman diye ayırmaya gerek yok, başkalarının onayladığı hayatın bir parçası olmak için çabalıyoruz. Kendimizi kandırmayalım; az ya da çok hepimiz, başkalarının hayatını yaşıyoruz…

Başka bir dünyanın olduğuna dair inancımıza sımsıkı sarılsak da bir çoğumuz, başkalarına rağmen başka biri olmaktan vazgeçebilsek mesela, ne güzel olurdu…

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: