Enkaz

Huzursuzluk ve umutsuzlukla çepeçevre sarıldığımız şu son günlerde, biz bulutların dağılmasını umarken yıldırım düşmesiyle sarsıldık. Yıldırımın düştüğü yerde yanıp kavrulanlar aramızdan ayrılırken, bizler güneşi uzun süre daha göremeyeceğimizi anlayıp şimdi saçma sapan bir yağmurun altında sırılsıklam ağlıyoruz... Isınır mıyız artık diye beklerken, büsbütün ayazda kaldık! Bir süredir üşümeyelim diye üstümüze aldığımız battaniyelerle de enkaz altından... Okumaya Devam et →

Maskeli…

“Bak, herkesin yüzünde bir maske var, görüyor musun?” dediğinde tam anlamadım ne dediğini. Açıkçası dinlemiyordum da. Ben sadece söyleceklerimi toparlamanın derdindeydim. Nasıl başlayacaktım? Nasıl anlatacaktım? “Sana diyorum” dedi, dinlemediğimi fark etmiş bir ses tonuyla. O zaman yüzüne baktım, gözlerine... Buraya geldiğimizden beri ilk kez bu kadar ciddi gördüm onu. Ya da yeni fark ediyordum, bilmiyorum.... Okumaya Devam et →

Dört yapraklı…

Sanırım 14-15 yaşlarındaydım. O zaman oturduğumuz sitede, okulların yaz tatilinde olduğunu hatırladığım bir zamanda, top peşinde koşturmaktan terleyip bir blok duvarına sırtımı dayayarak gölge serinliğine çöktüğümde, önümdeki çimenlikte bir sürü yonca vardı. (O zamanlarda böyle soluklanmak için bir kenara çöktüğümüzde, elimizde bugünkü gibi cep telefonları yoktu.) Tabi yoncalar bildiğiniz gibi üç yapraklıdır genelde. Dört yapraklı... Okumaya Devam et →

Korona Günlerinde Aşk

Gözlerini dikmiş dosdoğru bana bakıyordu. Kaşlarını çatmış, göz bebekleri göz kapağına yaslanmış, gözlerinin ayası sulanmış bir beyazlıkta... "Sakın" dedi... "Sakın yapma!" Oysa ben dirhem sarsılmamışım, o kadar eminim kendimden. Buraya gelirken, çizdiğim bu yolun doğruluğu için kendimle girdiğim, günler belki de aylar süren savaştan tek taraflı galip çıkmışım ve adını koymuşum. Bir daha o yolu... Okumaya Devam et →

Bir Gün Tek Başına…

"-Hiç kuşkum olmayan bir şey söyleyeceğim, sana, dedi. Seni seviyorum. Öylece kalıvermişlerdi. Nasıl söylenmişti bu söz? Sorumluluğun ağırlığı ikisinin de omuzlarındaydı şu anda. İkisi de bunun bilincindeydiler. - Beni anla, Günsel. Sevmenin ne olduğunu bilerek seviyorum seni." Diyor bir sayfasında Vedat Türkali, efsane romanında. "Sevmenin ne demek olduğunu bilerek seviyorum..." Yıllar yıllar sonra, yıllar öncesinde... Okumaya Devam et →

Herkes uyuduğunda…

Herkes uyuduğunda, tek başınasın. Seni arayabilecek kimsenin olmamasında daha çok, bu saatte arayabileceğin kimsenin olmaması fark ettirir artık yapayalnız olduğunu... Madem kimse yok, madem tek başımayım, meydan benim. Gelişine yazayım yalnızlığımı. Ne de olsa yalnızım, kime ne... O ilkokulda aşık olduğum güzel kız. Güzel miydin o kadar, hatırlamıyorum. Hatırladığım, o çocuk halimle okula gitmek için... Okumaya Devam et →

Unutulan

Yaşadığın anda farkına vardığın çok az güzellik vardır bana sorarsan. Çoğu, zaman geçtikçe değerlenir. Çünkü zaman geri döndürülemez ve güzel olan bir çok "An"ın değeri ancak "Anı" olduğunda fark edilir. "Ne kadar güzel" cümlesinden çok "Ne kadar güzeldi" ya da "ne kadar güzelmiş" der insan. Bazen gülümseyerek, bazense hüzünlenerek. Anılarda farklıdır. Bazı anılar zaman geçtikçe... Okumaya Devam et →

Bile bile…

Keşke ile başlayan cümlelerin çoğunun içinde bir "bilseydim" geçer. Başında ya da sonunda, farketmez. "Bilseydim böyle olacağını..." Pişmanlığı dillendirirken güç katan iki ayrılmaz kelimedir "keşke" ve "bilseydim" Oysa bilebilmek, sanıldığı kadar güçlü bir etken değildir pişman olunan şeyi engellemeye. Bilmek yetmez çoğu zaman değiştirmeye. Bizi bekleyeni bile bile gideriz üstüne çoğu kez. Sonucunu bile bile... Okumaya Devam et →

Sahip

Bir şeye sahip olduğunda başlıyorsun kaybetmeye! Sahip olana kadar, senin olana kadar tüm arzular. Sahip olana kadar, kurulan tüm hayaller ve beklentiler... İnsan, sahip olmak için adak adıyor; sahip olmak için; olabilmek için... Tüm bedeller sahip olabilmek için ödeniyor; sahip olana kadar.... Tüm mücadele, tüm kavgalar sahip olana kadar; tüm kıskançlıklar. Tüm hevesler, tüm uykusuzluklar...... Okumaya Devam et →

Yılbaşı Ağacı

6-7 yaşlarında bir çocuk. Çalan kapının ziline koşar. Kapının kolu demirden çevirmeli, sert. Zorlansa da açar. Babasıdır kapıdaki. O dağ gibi, o yüzünde gülücükler açmasına sebep olan, o kahraman... Koltuğunun altında kocaman bir paket. Kabanının üstünde eriyen karlardan kalan yaldızlar ve serinlikle antreye dolan kış kokusu. Çocuğun kalbi küt küt... Baba ise yorulmuş belli ama... Okumaya Devam et →

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑