Bölündük ey halkım, unutma bizi!

İnsanın fiziksel özelliklerine baktığımızda, daha en başından ikiye bölünerek başlıyoruz: Kadın ve erkek… Ancak bu türün devamlılığı için gerekli bir ayrışma. En nihayetinde hepimiz Homo Sapiens olarak tanımlanmış türün devamı değil miyiz? Fiziksel olarak dünya üzerindeki belki de en savunmasız canlı türü! Tek başına doğurmayı bile artık beceremeyen, yavrusuna aylarca hatta yıllarca bakmasa o yavrunun yaşama şansı olmayan, derisi kendisini soğuktan ve güneşten koruyamayan, cılız, aciz bir canlı türü…

Fakat ne gariptir ki bu aciz ve savunmasız canlı türü hatırı sayılır bir süredir Dünyaya hükmediyor. Normal şartlarda gücünün yetmeyeceği canlıları kendi fiziksel ihtiyaçları için, güvenliği için hatta sırf zevk için kullanabiliyor, şekillendirebiliyor veya yok edebiliyor. Bunu insanoğlu (Homo Sapiens teriminden daha insancıl bir terim bence) için mümkün kılan şeyin ne olduğunu sorduğumda gerçek anlamda ilk bölünmemiz başlar! Bunun, Tanrının bir lütfu olduğunu söyleyenler ile kusursuz ve gizemli organımız Beyin’in sayesinde mümkün olduğunu söyleyenler arasında kalıveririz. Yani duruma dini açıdan bakanlar ile bilimsel açıdan bakanlar arasında…

Sadece bu konudan yola çıkarak, sistemli bir şekilde işleyerek, gerekli ortamı oluşturup hatta birazda provake  ederek örneğin aynı ortamda yaşayan bir grup insanı birbirine düşürebilirsiniz. Sistemi sağlam kurar, sahne ve ortamı iyi hazırlarsanız bu küçük gruplardan birer çete, sonrasında örgütler kurarak mahalleyi, şehri hatta ülkeyi bile bölebilirsiniz. Hani şu meşhur bir pazarlama-satış sistemi var Networking olarak adlandırılan, tıpkı orada ki gibi temelleri sağlam atarsanız ve bir süre üzerine yatırım yaparsanız zaten sistem kendiliğinden sizin için işlemeye başlar ve siz oturduğunuz yerden belki zaman zaman küçük müdahaleler ile eserinizi seyredersiniz.

Bunun nedeni veya nasılı bu yazının konusu değil. Bunun için tonlarca makale ve kitap var zaten. Açıkçası benimde bu konuda ahkam kesecek bir altyapım yok. Benim anlamaya çalıştığım, bu ve benzeri bölünmelerin insanın doğasında olduğuna inanan biri olarak, keskinliğinin ezelden beri bu kadar net mi olduğu… Yani sadece siyah ile beyaz arasına sıkıştırılmayı ne zaman kabullendik? Hadi diğer renkleri geçtim, siyah ve beyazın tonları da mı yok artık?

Oysa ben hatırlarım; ülkemizi sevmek yeterliydi bir zamanlar. Osmanlı’da bizdik, Türkiye Cumhuriyeti’de… Ne zaman birini öbürüne tercih eder olduk?

Bayramlar hepimizindi mesela! Dini veya milli diye birini öbürüne tercih etmezdik. Her ikisinin de ayrı tadı, maneviyatı ve mutluluğu vardı. Adı üzerinde, her ikisi de bayramdı…

Tamam, İngilizce hocamızı Fen Bilgisi Hocamıza kıyasla daha çok sevmiş olabiliriz ama okullarımızı bizden ya da onlardan diye seçmezdik. Ya “Meslek” lisesiydi okullarımız ya da “Düz” liselerdeydik. Kolej, Anadolu Lisesi ya da Fen Lisesi öğrencisiysen hava atabilirdin belki ama oralarda okuyanlarda bizim arkadaşlarımız değil miydi?

ÖfkeFutbol takımlarımız vardı örneğin… Ezeli rakibine kaybettiğinde en fazla hakemi bahane ettiğimiz. Kaybeden takımın taraftarı, kazanan takım taraftarını “sizin takım şuncu, buncu…” diye yaftalamadığı! Güzel müsabakalarımız vardı yani, adam gibi birbirimizi kızdırdığımız…

Sanatçılarımız da vardı… En fazla yeni albümünü eski albümüyle kıyasladığımız. Belki en son klibini beğenmediğimiz… Ne zaman sanatçılarımızı bizdenmiş ya da onlardanmış diye dinlemez, ezbere bildiğimiz şarkılarını sırf bu yüzden söylemez olduk?

Cuma namazında camide karşılaşıp hafta sonunda rakı sofrası için ayak üstü sözleştiğiniz bir arkadaşınız olmadı mı hiç? Doğru ya! Namaz kılan adamın rakı sofrasında ne işi olur ya da rakı içen adamın camide işi ne değil mi? Oysa ben hatırlarım böyle büyüklerimi, dostlarımı… Peki şimdi neredeler?

Biliyorum, tarihimiz bölünmelerle dolu. Yazımın başında dediğim gibi bu insanın doğasında var. Ama biz en bizden olmayanın bile ölüsünün arkasından konuşmazdık. Öleni rahmetle anmasak da, küfür etmeyecek kadar ahlaklıydık. Ne zamandır, ölülere bile tahammül edemez olduk?

Bunun iç burukluğudur aslında havayı karartan! Yoksa nesiller değişir. Değişmez dediğimiz insanlar, yönetimler geçer gider… Peki biz daha ne kadar bölünebiliriz? Parça parça hatta lime lime…

Görünen o ki, rahmetli Uğur Mumcu’nun o unutulmaz dizelerinden esinlendiğim başlığımın altına sığdırmaya çalıştıklarım buraya sığacak gibi değil. Bu bölünmüşlük listesi düşündükçe uzuyor, uzadıkça düşündürüyor ve canımızı acıtıyor aslında. Ortak paydalar bir toplumun bel kemiği ise bel kemiği ayakta durmamızı sağlayan şey değil midir?

Senden ya da benden; onlardan ya da bizden olmadan karşılayacağımız günlere, özlemle yazılmıştır bu yazı…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: