Türkçe Altyazılı…

Daha herkes uyurken açtı gözlerini yatağında. Uyku ağırdı ama kalkması gerekiyordu. Ağır ağır doğruldu yatağından. Oda soğuktu, dışarısı çok daha soğuk… Ellerini ovuşturdu bacaklarının arasında, sonra dudaklarına götürdü avuçlarını ısıtmak için, nefesiyle… Dışarıda hava daha aydınlanmamıştı. Zorda olsa kalktı, radyoyu açtı. Saçma sapan bir sabah programı vardı radyoda. Buzdolabına doğru yürüdü. Yumurtaların olduğu kutuyu çıkardı. Daha uykuluydu gözleri… Bir bir kırıp yumurtaları bardağa doldurdu. Proteine ihtiyacı vardı… Beş, altı derken yedi yumurtayı çiğ çiğ kırdı bardağın içine ve hepsini bir dikişte içti. Midesi bulanmadan, nefes almadan… Eski püskü eşofmanını giydi ve alaca karanlıkta çıktı sokağa. Gerçekten soğuktu… Hantal vücudunu önce biraz esnetti, sonra ağır ağır adımlarını attı bomboş ve karanlık sokaklara doğru Rocky…

Eve döndükten sonra duşunu aldı ve giyindi. Kırmızı, geniş yakalı gömleğini geçirmişti üzerine. Aynada saçlarını taradı. Onu görecekti bugün ve ne olursa olsun ikna edecekti onunla gelmeye. İşler iyi gitmiyordu. Ama o, yeter ki onunla olsun, her şeyin üstesinden gelirdi. Asya’nın yüzü canlandı o an gözünde İlyas’ın ve o güzel, yakışıklı gülümseme yerleşti yüzüne… “Selvi boylum, al yazmalım…” diye iç çekti; “Sana geliyorum…”

Ofise gittiğinde bir gariplik olduğunu sezinledi. Sanki takip ediliyordu. Dün gece gördüğü rüya ve sonrasında yaşadıkları gerçek gibiydi. Masasına geçti, bilgisayarını açtı. Tam o sırada bir kurye geldi yanına. Formu imzaladı ve zarfı aldı. İçinden bir ‘Nokia’ çıktı! Telefon çalıyordu, açtı… Telefonda ki ses dikkatli olması gerektiğini söylüyordu. Onu takip edenler vardı. Bulunduğu bölümden kafasını kaldırdığında siyah gözlüklü ve takım elbiseli adamları gördü. Telefonda ki talimatları dinleyerek adamlardan kaçmaya başladı; tanımadığı adamlardan tanımadığı bir sesin talimatlarıyla… Neo, bu koşuşturmanın onu, birini seçmek zorunda bırakacağı iki seçeneğe doğru götürdüğünü bilmiyordu o an ama seçmediği yolun onu Trinity’e götürmeyeceğinin farkındaydı…

Şimdi bir seçim yapmak zorundaydı. Ya ailesinin onu iyi bir asker olması için gönderdiği okula dönecek ve rütbelerine rütbe ekleyecek ya da babasına kurulan pusunun hesabını soracak ve ailenin başına geçecekti. Aslında abisi vardı aileyi temsil edebilecek ama dikkat çekmeyen birinin hesabı kesmesi gerekiyordu. Abisinin fevri ve kontrolsüz yaklaşımı karşısında kendisinin soğukkanlılığı, ailenin başına onu geçirecekti. Sevdiği kadın da yanındaydı nasıl olsa. Öyleyse herşeyin üstesinden gelebilirdi. Michael Corleone kaderin kendisine çizdiği yolda, aslında hiçte hayal etmediği bir noktaya gelerek, diğer abisinin ölümüne bile meşru zemin hazırlayan bir mafya babası olacaktı…

Bu davaya gerçekten inanmıştı. Bu ismi hak ederek kazanmıştı çünkü. İsmi önünde saygıyla eğiliyordu insanlar. Ama baba yerine koyduğu, hesapsızca canını her şeyin önüne koyduğu adamın ölümü sonrası işler hiçte beklemediği şekilde gelişti. O güne kadar girdiği savaşların hiçbir anlamı olmadığını çok acı bir şekilde öğrenecekti. En değerli varlığını; güzel karısını ve çocuğunu kaybetmişti. Vazgeçmek üzere olduğu bu savaşta Maximus’u intikam ateşi ayakta tutacaktı…

Yıllar yılları kovaladı. En büyük gücün sabır olduğunu biliyordu artık. Hayatta tek sevdiği kadının ihaneti, üstüne kalan cinayetten daha ağır gelse de hak etmediği bir suçun cezasını çekiyordu. Buna rağmen yıllarca haksız yere çektiği esaret onu öldürmüyorsa halen, bunu bir umuda borçluydu. Sabırla bekledi. Ama öyle böyle değil, yıllarca bekledi… Nihayet özgürlüğe kavuştuğunda en yakın dostu Red, Andy Dufresne’nin yıllar önce kendisine söylediği gibi ancak umudun onu özgürlüğe götürebileceğini anlamıştı…

Şimdi dönüp geçmişine baktığında “bu çocuktan adam olmaz” diyen adamlara rağmen bir annenin mücadelesini, ölüm ve kan kokusu genzi yakan bir savaşın acı hatıralarını, bir arkadaşla kurulan hayalin alınan bir riskle muhteşem bir markaya dönüşmesini ve en nihayetinde sevdiği kadından vazgeçmemenin onu mutlak mutluluğa götürdüğünü fark ediyordu Forest! İmkansız, sadece başarısız olanların uydurduğu bir saçmalıktan ibaretti… 

rocky-balboa_1126753

Hani bazen yataktan kalkmak zor gelir, hava karanlıktır. Beden yorgun, akıl umutsuz… Ama bir aşk vardır ya da bir kavga; bizi ayağa kaldırır. Gün boyu koşarız, mücadele ederiz, yoruluruz… Kimi zaman anlamsız gelir bu maraton ama her gün yeniden başlarız. Bu yüzden de bir film şeridi gibi değil mi hayat, geriye dönüp baktığında?

Ama hepsi bir yana, bir Adrian olmalı insanın hayatında. Yediği tüm yumruklardan sonra onu ayakta tutacak…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: