Sen olsan…

“Babiş, bir zaman makinası buldun diyelim. Ama tek bir yöne gidecek kadar benzini (!) kalmış. Ya geleceğe gideceksin, ya geçmişe… Sen olsan, ne tarafa giderdin, hı?”

Hayatıma dahil olduğu ilk andan itibaren beni her zaman şaşırtmayı başaran güzel kızımın yine, o gözlerini iri iri açarak sorduğu soruya verdiğim cevaba geçmeden önce bir kaç şeyi söylememe izin verin…

Çocukluğumdan beri yabancı dil öğrenme uğruna geçtiğim yolların hep birbirini tekrar ediyor olması ama benim hep ‘tens”lerden öteye gidememem yüzünden eksik kalan bu yanımı geçtiğimiz yıl “Neden olmasın” diyerek yeniden öğrenme çabasına girdiğim ilk derste, hem dostum hem İngilizce hocam olan Deniz Oygür’ün bana sorduğu soru şuydu: “İngilizce de kaç zaman vardır?”

Parmak hesabıyla aklımda kalanları düşünüp “12” dediğimde hemen diğer soruyu sordu: “Peki Türkçe de kaç zaman vardır?”

Bu sefer gözümü parmaklarıma değil tavana dikip düşünmeye başladım: “Şimdiki zaman, geçmiş zaman… Pardon di’li geçmiş zaman, miş’li geçmiş zaman…”

Aslında düşünürken saçmaladığımı fark etmiştim. Deniz daha fazla uzatmayıp bana o güne kadar hiç bir İngilizce hocasının söylemediği şeyi söyledi:

“İster İngiliz ol, ister Hindistanlı. İster Türk ol, ister Malezyalı… Kim olursan ol, bu dünya da yaşıyorsan 3 zaman vardır! Geçmiş, şimdi ve gelecek…”

Sonra biraz daha durumu netleştirecek o detayı ekledi: “Gelecek biraz farklı aslında. Çünkü yaşanmış değil. Geçmiş ve şu anı betimleyebiliriz ancak gelecek hayalden ibaret…”

Bu bilginin tüm ‘tens’leri o güne kadar denediğimden çok kısa sürede öğrenmemi kolaylaştırdığını bir kenara bırakalım, hayata bakış açımı derinden etkilediğini belirtmek isterim. Yaşanan ve yaşanmakta olanı, yaşanabilecek olanla aynı kefeye koymak, en iyimser tabirle saçmalık!

Yaşadıklarımız bizi biz yapan, şekillendiren, içinde pişmanlık ve mutluluklar biriktiren ve en önemlisi asla değiştiremeyeceğimiz gerçeklerden oluşuyor. Şimdi ise, aslında en görmezden geldiğimiz ama en gerçek halimiz. Genellikle geçmişte kaldıkça fark ettiğimiz ve hakkını yediğimiz zaman. Gelecek ise en değer verdiğimiz ama aslında olmayan tek zaman…

Zaman Makinesi

İşte güzel kızımın bana sorduğu o soru bana bunları hatırlattığı için klasik bilmiş baba edasını takınarak cevap vermek yerine soruya soruyla karşılık verdim: “Sen olsan ne tarafa giderdin?”

Tabi ki geçmişi bizim kadar uzun olmayan, belki de şimdi ki zamanın hakkını en çok veren ama gelecek için en çok sabırsızlanan her çocuk gibi “Geleceğe…” cevabını verdi.

“Ben olsam, geçmişe giderdim.” deyince tabi “Neden?” diye sordu…

“Çünkü” dedim…

“Çünkü güzel kızım, geçmişe gitme şansım yok, oysa gelecek bir ihtimal…”

“Çünkü, geçmişte değiştirmek istediğim şeyler var, gelecek içinse pişmanlık ya da hayal kırıklığı yok…”

“Çünkü, geçmişte özlediklerim var, gelecekse umut dolu…”

“Çünkü, geçmiş yaşandı ve bitti. Oysa gelecek yeni başlıyor…”

Tabi yine benim canım kızım yine gözlerini iri iri yaparak dinledi beni ve cümlelerimi bitirdiğimi düşündüğü nokta da hemen sözü alıp “Çok mantıklı babiş… Ama ben yine de geleceğe giderdim. Çünkü geçmişim çok kısa” deyiverdi.

Sanırım en iyisi zaman makinasının bir ütopyadan öteye geçmemesi. Çünkü bizim geçmiş ve gelecekten ziyade şimdiki zamanı yaşamaya ihtiyacımız var.

Bende öyle yaptım ve kızıma sımsıkı sarıldım. Kokusunu içime çekerek…

Ama hani oldu ya, bir zaman makinası buldun diyelim. Benzini çok az!

Sen olsan?…

 

 

 

Sen olsan…” için 2 yorum

Kendininkini ekle

  1. ‘Tense’ kelimesinin bir anlamının da ‘gergin, sinirli, stres içinde’ olmasını çok ironik bulurum. Zamanları düşününce geriliveriyor insan. ‘Present’ sözcüğü ise hem şimdiki zamanı anlatır hem de ‘hediye’ demektir. Şu anımın bana bir armağan olduğunu bir kez daha anımsatan güzel yazınız için teşekkür ederim.

    Dersler bitmedi umarım 🙂

    Liked by 1 kişi

    1. Yazmanın keyfini uzunca zamandır yaşıyorum kendimce. Kimi zaman bir not kağıdına, kimi zaman bir defterin en arka sayfasına… Bir süredirde web ortamında, buralarda… Ama yazdıklarımın birisine dokunmasının keyfini bu mecrada yaşıyorum bir süredir. Yazdıklarımın, düşündüklerimin tanımadığım birine dokunduğunu bilmek, paylaşmak nasıl bir mutluluk veriyor anlatamam. Bunun için bir teşekkür söz konusuysa eğer lütfen siz benim teşekkürlerimi kabul edin…
      Derslere gelince; hiç biter mi 🙂

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: