Kendini bilme, haddini bil!

“Okuma oğlum! Herkes okursa zaten olur mu? Bu memleketin senin gibi okumayan hizmetçiye, çöpçüye de ihtiyacı var…”

Rahmetli babamın, hemen hemen her kötü not aldığım sınav sonrasında veya yine tüm hocaların benim adımın altını çizerek dert yandığı bir veli toplantısı sonrasında, bir çok kez söylediği bu cümle, bende “eğer okuyamazsam gerçekten beni zor bir hayat bekliyor” dan çok, “okursam her şey hallolacak”  beklentisini yarattı. Yani canım babamın benim korkmam ve kendime gelmem için verdiği bu örnek aslında hayatı benim gözümde çok basit bir oyuna çeviriyordu; okursam her şey hallolur…

Okumak… Ezelden beri gurur kaynağı olan eylem. Gerek okuyan için gerek okutan için. Varını yoğunu çocukları okusun diye harcayan anne babalardan, sırf okusun diye çocuklarını köyden kente gönderen anne babalara kadar… Okumak için ya da okutmak için çalışanlar… Sırf kardeşi okusun diye hayallerinden vazgeçen abiler, ablalar… Şöyle şartlarla okudu bu çocuk, şöyle zorluklara rağmen okudu… Bu ve bunun gibi belki yüzlerce cümle vardır göğüs kabartılarak söylenen…

Uzatmayayım efendim; okumak diye adlandırılan eylem tabi ki eğitim almak. Yaş yaş, sınıf sınıf, branş branş içeriği, zamanı ve konusu değişen ama en nihayetinde bir diplomaya veya unvana sahip olmanı sağlayan düzen. Seni sen yapan şeylerin aslında seni tam olarak sen yapamadığına inanan insanoğlunun, yeni bir sen yapması için oluşturduğu sistem…

Öncelikle baştan söyleyeyim, beni tanıyanlar bilir. Ben hep vasat bir öğrenci oldum. Ya takdir belgesini ya teşekkür belgesini hep kıl payı kaçırdım. Yıldızlı olmasalar da “Pekiyi”lerim oldu bolca. Sınıfta kalmadım hiç mesela, ikmale bile kalmadım! Üniversite de istediğim bölümlere puanım yetmedi ama “4 yıllık” bir üniversite bitirdim nihayetinde. İlkokulda yaramaz bir çocuk olsam da büyüdükçe duruldum, düzene uydum yani özetle. Mükemmel değilse de iyi bir öğrenci oldum hep…

Kısa dönem askerlik yapabilmek için uzun dönem okudum anlayacağınız! Aldığım her diploma beni hizmetçilikten ya da çöpçülükten uzaklaştırıyordu sözde! Sınıf geçtikçe daha kolay bir hayat beni bekliyordu. Tünelin sonunda bir ışık vardı, sadece diploması olanlar için yanıyordu sanki!

En sonunda okuyacak okul kalmamıştı ve aldığım diploma askerliğimi daha kısa yapmama yetiyordu. Ne mutluydu bana. Artık her şey daha kolay olacaktı babamın dediği gibi. O kısa dönem askerliği maziye gömerken babamı da toprağa verdim. 28 yaşında, elinde artık hiç bir işe yaramayacak olan bir diploma ile aslında her şeye yeniden başladığımı o zamanlar bilmiyordum…

Bu süreci iyi kötü hepiniz biliyorsunuz. Pırıl pırıl zihinlere sahip çocuklarken düzen tarafından alınıp hizaya sokulan, “Yaramaz” isen cezalandırılan, uslu isen ödüllendirilen, Pink Floyd’un “The Wall” parçasında seneler önce nasıl da güzel eleştirdiği veya çok sevdiğim bir dostumun dediği gibi aslında “Eğitim” değil “Öğütüm” sisteminden bahsediyorum…

Üniversite dahil 15 yıl okudum. Okuduğum dönemlere şöyle bir dönüp baktığımda aklımda kalan bir kaç değerli hocam dışında hatırladıklarım, aşık olduğum kızlar, asılan dersler ve arkadaşlara dair anılar var… Ne geçmek için sabahlara kadar çalıştığım dersler ne yaptığım dönem ödevleri ne de onca yıl ezberlediğim konular kaldı aklımda.

Face in Window with HandŞimdi dürüst olalım! Okuduğunuz okullar size geçerli bir meslek ve uzmanlık kazandırmadıysa, onca yıllık okul hayatınızın size kazandırdıkları hakkında kaç şey sıralayabilirsiniz? Bir mühendis, doktor veya avukat olmuş olsanız bile sonunda size verdikleriyle sizden götürdükleri arasında dürüst bir karşılaştırma yapsanız ağlarsınız…

Sizi üretime teşvik eden bir eğitim aldınız mı mesela? Tarihi hangi öğretmeniniz yorumlamanıza izin verdi? Yoksa sadece ezberlediniz mi? Girişimcilik üzerine kaçınız yönlendirildi? Hepimizin derdi istediğimiz sorudan başlamak ve 4 yanlışın o biricik doğrumuzu götürüp götürmeyeceği idi! “Dahi” anlamında ki “De”nin ayrı yazılacağını hepimiz öğrensek de hala yanlış yazıyor olması bir çoğumuzun, şaşırtıyor mu sizi?

Özgürlük dediğimiz olgu neden ders olarak okutulmadı ya da neden bir dönem ödevine konu olmadı? Adını ilk kez duyduğumuz şairlerin şiirlerini ezberleyeceğimize neden bir kez olsun geceleri rüyamıza giren platonik aşkımıza bir şiir yazmamız istenmedi bizden? Hayat Bilgisi dersi ne kadar hayata dairdi söyleyin biriniz bana…

Bizler gerçekten eğitilmedik, öğütüldük! Sistemin dişlilerine uygun haline getirilene kadar tornadan geçtik hepimiz. Sonuçta kimimiz işçi, kimimiz bankacı, kimimiz doktor, kimimiz ise mimar olduk belki. Şanslı bir çoğunluğumuz o diplomalar sayesinde iyi işlere girdik, iyi mevkilere geldik ve güzel paralar kazanıyor bile olabiliriz. Ama hepimiz sisteme uygun hale getirildik.

Biliyorum, çok boyumu aşan konulara girdim. Ama sorun da bu zaten! Bize boyumuzu bu sistem öğretti… Daha uzun olmamıza izin vermedi ve ne yazık ki bizlere kendimizi bilmemizi değil, haddimizi bilmeyi öğretti!

Yoksa emin olun mutsuz bir genel müdür yerine mutlu bir çöpçü ya da hizmetçi olmayı tercih edebilirdik…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: