Takım elbiseli…

Aynanın karşısında kırmızı kravatının düğümünü bir kez daha kontrol etti. Sonra ceketini giydi ve yüzünü aynaya yaklaştırarak dikkatle baktı gözlerine. Sol gözünün altına düşen kirpiği diliyle ıslattığı parmağıyla aldı, saçına bir el attı ve aynadan bir adım uzaklaşarak omuzlarını silkerek son kez süzdü kendini ayanda ki yansımasında… Hazırdı. Omuzuna astığı deri çantasının içini son bir kontrol etti. Arabanın anahtarı, cüzdanı, tableti ve yedek şarjı, hepsi tamamdı. Arabasına binip yola çıkarken, daha dün yıkattığı arabasının ne kadar tozlandığını düşündü. Görüşme kısa sürerse, tekrar yıkatmaya karar verdi. Saatine baktı, tam zamanında çıkmıştı…

Aynı zaman diliminde bir başkası, kotunun üstüne giydiği yeşil tişörtüne şöyle bir baktı aynada, güzel olmuştu. Saçına şöyle bir el attı, iyi görünüyordu. Sırt çantasını omuzuna atıp, ayakkabılarını ayağına geçirip çıktığında dışarı, kapıyı çektikten sonra aklına geldi evin anahtarını alıp almadığı aklına. Çantasının ön gözüne baktı ve anahtarın orada olduğunu görüp rahatladı. Saatine baktı sonra, eğer metroyu yakalarsa geç kalmayacaktı…

Takım elbiseli, vaktinden 15 dakika önce gelmişti. Tekrar saatini kontrol etti. Sözleştikleri saati 5 dakika kadar geçmişti. Gelmeyecek mi acaba diye düşünürken, yeşil tişörtlü çocuğu fark etti.  Kulağında kulaklık, ıslık çalarak geliyordu. Geçte olsa nihayet buluşabilmişlerdi. Bu sefer her şeyi söyleyecekti. Zira bir daha görüşmek bile istemiyordu artık. Bu son olacaktı…

Yeşil tişörtlü çocuk masaya otururken kulaklığını çıkardı ve her zaman ki rahatlığıyla “selam, naber?” dedi.

Takım elbiseli “Geç kaldın yine” diyerek zoraki sıktı elini.

Garson gelince takım elbiseli, duble bir viski istedi. Yeşil tişörtlü bira söyledi…

Bir süre konuşmadılar. Sessizliği yeşil tişörtlü bozdu. “Sen istedin buluşmayı, şimdi de susuyorsun. Söyle hadi ne söyleyeceksen…”

Viskisinden bir yudum aldı takım elbiseli ve yumuşak bir ses tonuyla önceden hazırlanmış gibi konuşmaya başladı. “Senin için endişeleniyorum. Bak kaç yıl oldu, hala aynı belirsizlik hala aynı pespayelik. Bırak bir aile kurmayı, kendini bile bir düzene oturtamadın. Tutturmuşsun bir sevda, yazacağım diye. Aç karın, yüksek nalın, salın da salın! Nereye kadar gidecek bu böyle? Artık bir çeki düzen vermelisin hayatına, yeter bu kadar.

Yere koyduğu sırt çantasından sigara paketini çıkaran yeşil tişörtlü, bir sigara yakıp birasında bir yudum alarak “Benim halime üzülene bak” dedi. Gözlerini takım elbiselinin gözlerine dikerek “Sen kendi haline bak” dedi.

“Ne varmış benim halimde?” derken takım elbiseli, sesindeki sakinlik yerini daha keskin bir tona bırakmıştı.

“Daha ne olacak” dedi yeşil tişörtlü… “Övündüğün hayat, örnek gösterdiğin düzen hep başkalarının elinde. Başkalarının mutsuzluğuna endeksli bir hayatın var. Patronun, kayınpederin, eşin… Hatta komşuların, iş arkadaşların… Onların gözünde ki değerinle eş tutuyorsun mutluluğu. Yalandan bir hayatın var ve bana ahkam kesiyorsun. Asıl ben senin için endişeleniyorum.”

Takım elbise

Viskisinden bir yudum daha aldı takım elbiseli ve omuz silkerek “kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş” diyerek devam etti. “Hayatta elle tutulur hiçbir hedefi olmayan adamın bana dediğine bak! Sen kimsin ki bana acıyorsun… Benim sahip olduklarımın yakınından geçemezsin beni örnek alacağına, bir de küçümsemeye kalkıyorsun. Utanman da yok!”

“Neden utanacağım pardon? Kimseye borçlu değilim ya da kimsenin beni istediği gibi yaşamaya çalışmıyorum. Kendi hayatımı, kendi istediğim şekilde ve kendi hayallerim için yaşıyorum. Senin yük dediğin benim yüküm. Senin gibi ben başkalarının yükünü üzerimde taşımıyorum. Hafif olan benim, ağır olan sensin. Huzurlu olan benim, mutsuz olan sensin.”

Yine aynı tartışma… Öncekilerden farklı olmayacak bir tartışma… Sonu başından belli, tıpkı öncekiler gibi! Takım elbiseli viskisinden, yeşil tişörtlü birasından bir yudum aldı ve göz göze geldiler…

Takım elbiselinin 5 yıllık bir evliliği, yeşil tişörtlünün  bir ayrılıp bir barıştığı 2 yıldır bir sevgilisi vardı. İkisi de seviyordu. Takım elbiseliyle eşi birbirine çok yakıştırılıyor, yeşil tişörtlünün sevgilisi ele avuca pek sığmıyordu!

“Sen bir kitapsın” dedi yeşil tişörtlü… “Sen herkesin çocuğuna okutmak istediği bir kitapsın…”

“Bense bir mecmua…” Her ay yeni bir konuyla kapak olan, her ay yeniden okuyucusuyla buluşan…”

“Daha renkli, daha ucuz…”

Birasından bir yudum daha aldı ve cümlenin sonunu  merak eden takım elbiselinin gözlerinin içine bakarak “Senin boynunda bir kravat, benim boynum rahat…” dedi.

“Sen zincirinle mutluysan devam et… Ben böyle mutluyum, karışma…”

Bira viskiden daha daha fazla ama daha hafifti. Yeşil tişörtlü oturduğu yerden kalktı ve gitmek üzere “Bak elin boğazında, seni sıkan kravatını gevşetiyorsun! Kendini kandırmaya devam et, bana bir daha bulaşma” dedi.

Takım elbiseli sarsılmıştı. Elini attığı kravatını gevşetirken gömleğinin yaka düğmesini açtı. Derin bir nefes alıp yutkunurken, gevşettiği gömleğinin yakasından içine giydiği yeşil tişörtü gözüküyordu…

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: