Dört yapraklı…

Sanırım 14-15 yaşlarındaydım. O zaman oturduğumuz sitede, okulların yaz tatilinde olduğunu hatırladığım bir zamanda, top peşinde koşturmaktan terleyip bir blok duvarına sırtımı dayayarak gölge serinliğine çöktüğümde, önümdeki çimenlikte bir sürü yonca vardı. (O zamanlarda böyle soluklanmak için bir kenara çöktüğümüzde, elimizde bugünkü gibi cep telefonları yoktu.) Tabi yoncalar bildiğiniz gibi üç yapraklıdır genelde. Dört yapraklı olanına bir banka tabelasında veya bir çizgi roman dışında pek rastlayamazsınız. Ama işte hepsi bir aradayken sanki dört yapraklı gibi gözükür. Ben de o gün onlara bakarken bir çoğu dört yapraklı gibi gözüküyor ama elimle uzanıp yoklayınca üç yapraklı olduğunu fark ediyordum.

Yine gözüme takılan bir tanesine yakından bakıyordum ki bir arkadaşımın seslenişiyle irkildim. Maça başlıyorlardı. Gelmiyor muydum? Geliyorum gibisine el sallayıp doğrulurken aynı yoncaya takıldı gözüm ve eğildim, yakından baktım. Bingo! Gerçekten dört yaprağı vardı. O heyecanla arkadaşlarıma seslendim. Önce umursamayanlar da diğerleri gibi başıma toplandıkça üşüştüler. Hepsi uzaktan inanmıyor, yakından baktıkça hayrete düşüyorlardı.

“Dilek tut” diyenden “bana versene” diyene kadar her kafadan bir ses çıkıyordu.

“Koparırsan dileğin gerçekleşmez” diyen de vardı “Buzdolabında sakla, yoksa çürür” diyende. Kalabalığı gören geliyordu ve kalabalık arttıkça dört yapraklı yoncamın varlığı tehlikeye giriyordu. Misketlerini teklif edecek kadar adil fiyat veren kadar, el koymaya çalışacaklar da vardı biliyordum.

Benimse o anda aklıma gelen tek şey, O’nun o kalabalık içerisinde olmadığıydı. O anda karar verdim. Bu yoncayı O’na verecektim. Böylece benim için ne kadar özel ve eşsiz olacağını anlayacaktı. Belki de bana karşı soğuk olan o kalbi, bu dört yapraklı yonca sayesinde yumuşayacaktı. Bu kararı aldığım anda yoncayı sapından kopardım. Zaten dileğimi de tutmuştum o sırada. “O, yalnız beni sevsin.”

Ben “eşsiz” hediyemi herkesten kaçırıp saklayacak bir yer bulmaya çalışırken, bir taraftan da yıpranmaması için çabalıyordum. Peki nereye saklayacaktım? Cebime koysam zarar görebilirdi. Herkesin gördüğü bir yerde de bırakamaz, kimseye de emanet etmeye güvenemezdim. En sonunda O’nu görene kadar elimde tutmaya karar verdim.

Bir süre sonra etraftakilerin ilgisi azaldı. O’da yoktu hala ortalarda. Sanırım ben de sıkıldım öyle elimde tutup arkadaşlarla maç yapmak dururken vakit saymaktan. Ve gözlerden uzak bir yere götürüp bir ağacın altına gömdüm. Etrafta kimsenin olmadığı bir yerde, üzerini hafifçe çimen parçaları ile örtüp, belli belirsiz kimsenin anlamayacağı bir işaret koydum. Sonra oyuna daldım ve yine saatlerce top peşinde koşturdum. Çocukluk işte, sanırım ilk golü attığımda dört yapraklı yoncam tamamen aklımdan çıkmıştı.

Maçtan sonra arkadaşlarla markete gittik. Kaybeden takımın ısmarladığı “Meybuz”larımızı yerken birden O’nu gördüm. O’nu her gördüğümde yüreğimin göğüs kafesimi zorladığı gibi yine her şeyi unutmuştum. Ama bu sefer her şeyi unuturken bir şeyi hatırladım. Dört yapraklı yoncamı…

Hızla ayrıldım oradan. Yoncayı sakladığım yere giderken içimden O’na söyleyeceklerimi derlemeye çalışıyordum. “İşte sen böyle değerlisin benim için…” ya da “bu kadar güzelsin…” mi demeliydim? Belki de en iyisi “Herkes istedi ama ben sana sakladım”dı. Yok, yok… En iyisi hayatında belki de ilk ve son kez göreceği bu eşsiz dört yapraklı yoncayı eline verirken gözlerine bakıp sadece “Seni seviyorum” demekti.

Bu kararsızlık içinde yoncayı sakladığım yere gelmiştim. Koyduğum işareti göremedim başta. Sonra fark ettim üstünü örttüğüm çimenleri. Diz çöktüm ve çimleri kaldırıp altındaki toprağı kazıdım elimle. Yoktu! Kazıdım, kazıdım her yerini ama yoktu işte.

Günlerce buna ne kadar üzüldüğümü hatırlıyorum. Birisi mi çaldı yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum diye sorup durdum kendime, cevabı bilsem sanki işe yarayacakmış gibi.

Sonra kime söylediysem inanmadı. Kimi suçladıysam kabul etmedi. Hatta O’na bile anlattım. “Sana verecektim” dedim. Ciddiye bile almadı.

Şimdi bu satırları yazarken yüzümde oluşan gülümseme, o zamanlarda günlerce yüzüme yansımadı. Sanki her şey o dört yapraklı yoncaya bağlıymış gibi…

O günden sonra nerde böyle yoncalar görsem hepsi dört yapraklı gibi gelir. Ama hepsi üç yapraklıdır.

Ben çocukken, inanmazsınız, dört yapraklı bir yonca bulmuştum. Sevdiğim kıza vermek için saklamıştım.

Sahi, o dört yapraklı yoncamı kim aldı?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: