Romanın Orhan Veli’si…

Kendi adıma çok geç keşfettiğimi söylemeliyim. Ya da öyle hissettim ilk romanını okuduğumda, bilemiyorum. Öylesine sıra dışı, öylesine benzersizdi ki… Bir romandı okuduğum, öyle yazıyordu kapağının ardındaki sayfada. Ama roman dediği, şiirlerle dolu bir derleme, sanki bir antolojiydi yazarları saklı…

“İçimde yarım kalmış bir konuşmanın üzüntüsü vardı” dediği satırda bir alıntı, bir şair olmalıydı. Zira bu cümle, sayfalarla anlatılamazdı. O zaman anladım yazarının, başkalarının sayfalara sığdıramadığı duyguları bir cümlede anlatabilecek kabiliyette herhangi bir yazar olmadığını.

Yoksa “Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.” gibi bir cümleyi kurmak, yazarım diyen herhangi birinin harcı olamazdı.

“… İnsanlara ne kadar muhtaç olursam, onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu…” der mesela misal, çaresizliği bu kadar güzel anlatan kaç cümle okudunuz?

Çok başkadır Sabahattin Ali ve çok başkadır “Kürk Mantolu Madonna”

“İçimde, bir yolculukta tanışıp alıştığım, fakat pek çabuk ayrılamaya mecbur olduğum bir insana veda eder gibi bir his vardı..” gibi bir cümle kurar bir sayfasında, sayfa açık kafanı yukarı kaldırır, içinden cümleyi bir daha, bir daha tekrarlarsın. O söylemek istediğin cümlenin kelimelerini dizmiştir senin yerine, hayran olur; bir daha, bir daha tekrarlarsın. Çünkü çok veda vardır hayatında ama hiç birini bu kadar güzel anlatamamışsındır.

Sonra, yine ne tesadüf, aynı romanda “Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.” der. Senin yıllardır anlatamadığın duyguların, iki cümleye sığabildiğini görür, kalakalırsın. Hatta bir şarkıya söz olur ilhamı, duyunca hatırlarsın.

Yine onun cümlesi yetişir imdadına dile getiremediğin duygularının, yüksek sesle mırıldanırsın! “İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor.”

Sonra, bir kadeh rakı koyarsın, en vergili olanından! Bir kadeh de ona koyarsın, kimse görmez. Karşılıklı dertleşmek istersin, sabaha kadar… Onun Kürk Mantolusunu bir daha, bir daha dinlersin. Ne güzel anlatır. Sonra kıskanırsın! Onun gibi anlatamadığın için kendi Madonna’nı…

Yine de en sonunda onun dediği gibi biter an;

“Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun. Ne yapalım, kısmet değilmiş.”

25 Şubat 1907 yılında doğan bu eşsiz yazar, romanın Orhan Veli’sidir bana sorarsanız.

Ve doğum günüdür bugün, kutlu olsun…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: