Yakın Gözlüğü

1985 senesiydi… Nereden hatırlıyorum? Çünkü ilkokul ikinci sınıfındaydım. Okula, neden geldiklerini bilmediğim beyaz önlüklü amca ve teyzeler, farklı farklı yönlere bakan, farklı farklı boyutlarda “E” harfleriyle döşeli bir büyük beyaz çarşafı tahtaya asmışlar, sırasıyla tüm çocukları karşısına oturtmuş, ne gördüklerini soruyorlardı. Çocuk aklımla, doğru bilmem gerektiği heyecanıyla sıranın bana gelmesini bekliyordum.

Sıra bana geldiğinde, her sorduklarında gördüğümü söyledim. Tabi daha çocuğum. Bilmiyorum o zamanlar daha, her gördüğümü bildiğimi sandığımı ya da her bildiğimi sandığımın gördüğüm gibi olmadığını! Elime bir kağıt verip bunu annemlere vermem gerektiğini söylediler. Bir buçuk numara miyop olduğumu o gün öğrendi annemler de. Bense bundan sonraki yıllarımı gözlükle geçirmem gerektiğini…

Çocukluk boyunca, sigortaya yazdırılan nice cam ve çerçevenin kırılmasının evde yarattığı gerginlikler, ergenlikte aşık olduğun kıza güzel görünebilmek uğruna, görme çabasıyla kısılan gözlerle suratının çok daha çirkin olduğunun farkında olmadan, o gözlük cepte, hiçbir şey görmeden dinlenen dersler gibi komplekse davetiye yıllara sebep yüzlerce anı…

Uzağı görmekti ya derdim, onun içindi o gözlükler işte! Öyle ya, çocuksun ne de olsa. İleriye bakıyorsun, uzaklara hep. Yolun başındasın daha…

33 yaşındaydım o meşhur lazer ameliyatını olduğumda. Nasıl büyük bir devrim oldu benim için, benzer tecrübeyi yaşayanlar bilir. Tam da uzaklara bakmayı bıraktığım yaşlara denk gelmesi tesadüf mü bilmiyorum! Evliydim artık, bir bebek bekliyorduk. Uzaklara değil, önüme bakma zamanları yani. Çıkardım attım gözlükleri…

Hayatın inanılmaz bir hızla yokuş aşağı gitmeye başladığı yıllar, o yaşları geride bırakan herkesin bildiği, o yaşlara henüz gelmeyenlerin bir gün yaşayıp öğreneceği gibi, bir çırpıda geçti. Belki de uzağa bakmayı bıraktığım için böyle oldu, bilemiyorum.

Sanırım 3 yıl önce iteledim elimle ilk defa bana yakından gösterilen bir şeyi görebilmek için, tam hatırlamıyorum. Bir süre direndim ama baktım olacak gibi değil, sonunda yıllar öncekinin aksine ben gittim beyaz gömlekliye bu sefer. “E” harfinin çeşitli kombinasyonları vardı bir kaç harf daha eklenmiş haliyle karşımda yine. Tek farkı duvarda değil, gözümün önündeydi hepsi. Ben yine gördüğümü sandığımı söyledim 35 sene önce olduğu gibi ve yine bilemedim ki bir çoğunu, yine elime bir kağıt tutuşturdular.

Nihayetinde benim de bir yakın gözlüğüm vardı artık. Sağda solda bırakılan, bir yerde lazımken evde unutulan…

Belki de artık yakınımdakilerin, elimdekilerin kıymetini bilmem için… Uzaklara bakarken insan yakınındakileri umursamıyor. Ne zaman uzaklara bakmayı bırakıp yakınındakilere dönüyor, o zaman veriyorlar işte eline gözlüğü. Göremiyorsun çünkü! Ya da gördüğünü sanıyorsun…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: