Gidene mi, gelene mi?

Geride bıraktığın mı, ileride seni bekleyen mi? Güneşin gezegenimiz etrafında ki her tam bir dönüşünün kutlu olduğu gün, yılbaşı... İnsan icadı takvimi nedense Kışın ortasından başlatmışlar. Oysa pekala ki 1 Ağustos yılbaşı olabilirdi. Her yıl 31 Temmuz akşamı yılbaşını kutlayabilirdik. Kuvvetle muhtemel Noel Baba güneş gözlüklü, havai desenli gömleği olan top sakallı bir amca olurdu.... Okumaya Devam et →

Kalemle kaset sarmak…

Bir süredir yazmıyorum... Yazamıyorum... Çünkü sıradan olması gereken ama aslında esas olan dertler vardır. Orhan Veli'nin ya da Ümit Yaşar'ın şiirlerinde rastladığın; geçim sıkıntısı gibi... Hayatının esas gayesinden, umutlarından, hayallerinden uzak ama çoğunluğu kapsayan... O çok sevdiğin şarkıcının albümü çıkar, heyecanla gidersin müzik markete, biriktirdiğin harçlıklarınla alırsın o kaseti... Hemen ambalajını açarsın. "Walkman"in varsa hemen,... Okumaya Devam et →

Kadın ve Adam

Kahvesini aldı ve sigarasıyla birlikte yudumlamak için bahçeye yöneldi adam. Sabah saatleri olduğundan kalabalık değildi. Havada hiç esinti yoktu. Şöyle bir bakındı ve gölgede kalan duvar kenarı bir yere oturdu. Sol eliyle ceketinin iç cebinden sigarasını çıkartırken sağ eliyle ceketinin yan cebindeki çakmağını arıyordu. Kahve çok sıcak olduğu için kağıt bardağın tepesindeki kapağı çıkarttı. Bacak... Okumaya Devam et →

Hayatın “Ertele” tuşu…

Sabahın bir körü çalan alarmlarla uyanıyoruz hemen hepimiz. Yaz geldiğinden beri gün çoktan doğmuş oluyor, ama kışın bildiğin zifiri karanlıkta açıyoruz gözlerimizi. Eskiden olduğu gibi değil artık tabi bizi uyandıran alarmlar. Dışbükey camının içerisinde kafası aşağı yukarı oynayan tavukların olduğu kurmalı saatlerimiz, zamanla yerini gece karanlığında bile gösteren dijital saatlere ve hatırı sayılır bir süredir... Okumaya Devam et →

Türkçe Altyazılı…

Daha herkes uyurken açtı gözlerini yatağında. Uyku ağırdı ama kalkması gerekiyordu. Ağır ağır doğruldu yatağından. Oda soğuktu, dışarısı çok daha soğuk... Ellerini ovuşturdu bacaklarının arasında, sonra dudaklarına götürdü avuçlarını ısıtmak için, nefesiyle... Dışarıda hava daha aydınlanmamıştı. Zorda olsa kalktı, radyoyu açtı. Saçma sapan bir sabah programı vardı radyoda. Buzdolabına doğru yürüdü. Yumurtaların olduğu kutuyu çıkardı.... Okumaya Devam et →

#BabalarGünü

Dün Babalar Günüydü. Ne olduğunu anlayamadığım zamanlarda annemin elime tutuşturduğu hediye paketini babama vererek kutladığım günlerde oldu, her yıl onu daha nasıl mutlu edebilirim ya da şaşırtabilirim diye kılı kırk yararak aldığım hediyeleri verdiğim günlerde. Mezarının başında hediye veremedeğim günlerinde sayısı artık oldukça fazla... Bu işin çocuk tarafı... Birde baba tarafı var tabi. Henüz benim... Okumaya Devam et →

Özgelecek!

Üniversite de okuduğum yıllarda çok yakın bir arkadaşımın evinde, vize ya da final içindi şimdi hatırlamıyorum, ders çalışmaya ara verdiğimizde kahve içerken, arkadaşımın abisiyle bir sohbetimiz olmuştu. Bizler yirmili yaşlarının başında tazecik öğrencilerken, arkadaşımın abisi yanılmıyorsam otuzlarında bir adamdı. Şimdi buradan bakınca o da gençmiş aslında tabi ama bizim için o zaman baya kocaman biriydi.... Okumaya Devam et →

Dijital-leş!

1997 yılının yaz mevsimi sonlarıydı. Sistemin beni "okuyamazsam yaşayamam" noktasına getirdiği bir noktada, nihayet "kazanmış" olduğum üniversiteye kaydımı yaptırmak için öğrenci işlerinin önündeki kuyrukta sıra bana gelmişti. Elimdeki evrakları, yüzüme hiç bakmadan alıp kontrol eden adamın bana sorduğu o soru, benim İnternet denilen dünya ile ilk tanışmamdı: "İmaill adresi istiyon mu?" "Pardon?!" "İmaill diyom, istiyon... Okumaya Devam et →

Başkalarının Hayatı…

Bize biz olduğumuz söylendiğinden beri başkaları var... Sen, sen olduğunu fark ettiğinden beri, başkaları... Senden gayri, sen olmayan yani, diğerleri.... Anne kadar yakın, baba kadar güçlü, sevgili kadar anlamlı, dost kadar özlenen, düşman kadar istenmeyen... Hepsi; başkaları... En yakınında ki ya da en uzağında ki, kim olursa olsun hayatını şekillendiren, hayatına yön veren, senden hariç... Okumaya Devam et →

Bedelsiz Saadet!

Hayatta istediğimiz şeylerin karşılığında bir şeyler vermemiz veya bir şeylerden vazgeçmemiz gerektiğini, hayatımıza para kavramı girmeden çok önce, daha küçük bir çocukken çikolata yiyebilmek için yemeğimizi bitirmemiz gerektiği bize öğretildiği zamanlarda fark ettik. Oysa çikolata tok karnına aynı tadı vermiyordu! Hepimiz kendi yaşadığımız şartlar dahilinde hep bir şeyler istedik ve hepsi için bir şeylerden ya... Okumaya Devam et →

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑